Go to Top

Konuk Yazarımız: Defne Koryürek

Çok çok yakın bir zamana kadar hemen hiç birimiz balığın yaşamsal bir meselesi olduğunun farkında değildik. Şimdi dönüpbakıyorum ve tuhafıma gidiyor, ama öyle. Uskumru var mı yok mu pek azımızıntasasıydı bu şehirde, nerede kaldı lüferin yok olma ihtimali! Ama İstanbulluartık pek olta sallamıyordu zaten denizine. Lodos da Emirgan’da estiği gibiesmiyordu artık ne Ataşehir’de ve ne de Bayrampaşa’da. Tezgahlar çiftlik balığıdoluydu, buharda yapmak üzere ve zaten herkes bir meşgul bir meşguldü ve öyleönemli meselelerle uğraşmaktaydı ki… İstanbul’un coğrafyası şaşmıştı zaten.Hatta denizde balık, kum misali.. Balık bu. Hiç biter mi ki?

araniyor

Biter elbette! Hepimiz fark ettik.

Herhangi bir balığın yok olmaması, türününyeryüzünden silinmemesi için öncelikle avlandığından çok üremesinin garantialtına alınması gerekiyor. Söylemesi kolay. Nasıl yapılacağı ise katmanlı bir gayret:

Normal koşullarda balık stoklarını sayıp, eldekivarlığı kontrollu avlayarak dengeyi kollamak mümkün. Yani ne kadar balığıolduğunu bilen bir idare rahatlıkla avcılarına kota koyabilir, balığın yok olmasınıengelleyecek miktarlarda avcılığa izin verip, denizlerin sürdürülebilirliğini sağlayabilir.Bir diğer yöntem de ava boy yasağı getirmek. Yani balığın belli bir yaşa (boya)gelmeden avlanmasını engellemek.

Her iki sistemin de tamamlayıcısı şüphesizdenetçiler ve caydırıcı müeyyideler.

sebnem

Türkiye’de ise denizlerin sürdürülebilirliği vebalıkların bekası, ekonominin büyüme ihtiyacından çok sonralarda bir sırada,öncelikler bağlamında. Stok tesbiti yapılmış değil. Boy yasakları ile tariflibir sistem çalışmakla beraber ne denetim yeterli ne de caydırıcı müeyyidelermevcut. Hatta hazır fırsat bu fırsat, önemli bir kaç balığımızın üzerinden hafıza tazeleyelim mi?

 

GTH Bakanlığı, Balıkçılık ve Su Ürünleri GenelMüdürlüğü’nün yayınladığı Su Ürünlerinin Avlanması ve Ticareti’ni düzenleyenTebliğ’e göre 5 öncelikli balığımızın avlanma alt boyunu bilginizepaylaşıyorum. Bunlar “yasal” ve “tam” boylardır:

Hamsi > 9cm
İstavrit > 13 cm
Sardalya > 11 cm
Palamut > 25 cm yasal av boyu, üreyebilmesi içingereken 38 cm
Lüfer > 20 cm

 

Üreme boyları ise bu yasalardan oldukça farklı:

Sardalya> 12 cm
Palamut >38 cm
Lüfer >27 cm (24 cm çatal boy)(*)

 

Müeyyidelere de göz atalım mı, başlamışken:

Bir gırgır reisinin hale indirdiği, satılmasıhalinde 4000 ila 6000 lira arası kazanç getireceği belli, 40 kasa dolusu 14-15cm’lik bebe lüfer balığının kabzımalına ceza bedeli 1000 lira bile değil!

catal

Hani diyoruz ya, halde denetim olsa tezgahayavru balık düşer mi diye.. Yani lüfer 20 cm değil, 30 cm olsa ne fark eder ki?Yasadışı avcılık, eşkiyalık bu kadar karlı iken, kim kimi tutabilir ki? Denizde balık, kum misali.. değil! Balığın butalana dayanması mümkün değil!

Slow Food ve Greenpeace’in yürüttüğü kampanyalaröncesi neredeyse hiç birimiz balığın yaşamına dair bir sorumluluğumuz olduğununidrakında değildik. Ama çok renkli, muazzam şenlikli günler yaşadık.Balıkçıları dinledik, STK’lar kadar akademisyenler ve şefler ve yazarlar,kanaat önderleri de vardı resimde, onlar da taraf oldular. “Lüferleçinekop ayrı balıktır” diyeninden, “biz tutmayalım da Yunan mı tutsun”diyenine.. pek tuhaf itirazlar duyduk. Göbeğinde biri olarak ben, bukampanyaların başarısının gerçek sahibi sizler, hepimiz eminim gülümseyerekhatırlayacağız o günleri. Büyüdük beraber, doğamıza daha bir aşina olduk. Birbalığın yok oluşuna tasa etmek neticede tümümüzü sardı sarmaladı, yaşatmaya cesaretlendirdi.Gezi’ye giden yolda, bir taş da lüfer oldu. Malum, neticesinde de 14 cm olanyasal avlanma boyu lüferin 20 cm’e uzadı. Başarı mı, evet. STK’lar, kıyıbalıkçıları, basın, sokaktaki insan, siz yani ve şefler, işletmeciler, kurum vekuruluşlar.. hep beraber tavır aldık, duruşumuzu ilan ettik. Bir balığınbekasına varlığımızı bağladık.

Ama başardık mı? Hayır, tam değil.

Neden, gelin bir daha bakalım:

Öncelikle “çatal” boy 24 cm’de ancaküreyen bir balık şu anda yasal olarak “tam” boy 20 cm’de avlanırdiyor tebliğ. Kaba hesapla erişkin olma yaşı/boyundan 7 cm daha önce avlanıyor.Bu ilk acı tat, damağımızdaki. Biz henüz bu balığı, bir balığı dahikurtarabilmiş değiliz.

İkinci olarak, tüm gayretimize rağmen, açtığımıztüm şikayet telefonlarına, 174’e yaptığımız tüm ihbarlara… bu balığın yasalav boyunun denetlenmesini bile sağlayamadık! Bugün İstanbul’da yasadışı avcılıktam gaz devam ediyor, av mahsulü yasaya uygun olsun ya da olmasın tezgahta yerinibuluyor ve eşkiyalık etmenin kimseyi caydıracak bir bedeli yok.

Siz de biliyorsunuz: İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin denetimindeki hal, Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın denetimindekidenizler, GTH Bakanlığı sorumluluğundaki limanlar ve tezgahlar, Büyükşehir veilçe belediye zabıtalarının sorumluluğundaki pazarlar, lokantalar… her yer,ama her yer 20 cm altında lüfer balığı ticaretini devam ettiriyorlar! O kadarki, taneyle satılması duyulmamış lüferin günlük hal listelerinde “dökmelüfer” adı altında kasa fiyatı olabiliyor. Yani gözümüzün içine bakarak,kayda, kuyda da sokarak “defne yaprağı” boyunda yavrucak lüferlerisatmaya devam etmek kimse için bir endişe ya da utanç vesilesi değil. Tüm bukampanyalara, bizlerin tüm bu gayretine ve niyetine.. hala!

Bunları neden anlatıyorum?

Bugün 1 Eylül! Av yasakları bitti ve gırgırreisleri denetimi yarım denizlerimizde ava başlayacaklar. Kural kanunumurlarında olmayacak. Bir yandan anlaşılır bir sebepleri var. Yarışkan vebüyüme odaklı bir ekonomide ilkel bir usul devam ettirmeye çalışıyorlar: sonyaban gıda balığı avlayıp süpermarket ekonomisinde kapitale çeviriyorlar. Zoriş, çok zor iş. 1 kilogram hamsi ya da bir çift palamut veya 5 tane lüfer kaçpara etmeli ki balıkçı kızına kazancıyla cep telefonu alsın, oğluna tablet vehanıma yeni bir çift ayakkabı?! Bu koşullarda ama bizler o cep telefonunu,tableti ayakkabıyı ya da ucuzlıktaki sekizinci beyaz tişörtü almak için balığıucuza kapatmak isteyeceğiz! Evet bugün 1 Eylül ve yine ve yeniden bir sınavımızvar denizle, balıkla verilecek.

girgir

İstedim ki dersimizi çalışalım azıcık. Alırkenbedelini hatırlayalım balığın. Arkasında önünde dönen oyunları unutmayalım.Yumulan gözleri, İdare edilen düzeni. Yarın, zira çocuklarımızın bizi beklediğibir durak. Emanet var kucağımızda taşıdığımız ve hata edip orada”barbarlar” diye karşılanmayalım, aman.

Aman! Bu denizden sürüler halinde birbirininpeşi sıra akan balıkların yaşamını kendimizinkinden ayrı görmeyelim. Onlarınbekası yarın demek. Yarın da çocuklarımızın.
Muhabbetle..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

18 Yaşından büyük olduğunuzu teyit etmek için lütfen doğum tarihinizi girin.

- -


“Türkiye’de son yıllarda hızla gelişen turizm ve gastronomi sektörüne hizmet vermek amacıyla hayata geçen International Wine and Spirits Academy (IWSA) bir Mey/Diageo Türkiye kuruluşudur.

Alkollü içecekler sektörü çalışanlarının kariyer ve kişisel gelişim yolculuklarında profesyonel başarı için öncü bir kuruluş olmayı hedefleyen IWSA Fermente ve distile içecekler hakkında aranılan her türlü bilginin bulunabileceği bir eğitim ve uygulama merkezi olarak Türkiye gastronomi sektörü için büyük bir açığı da kapamayı hedeflemektedir.”