Go to Top

Konuk Yazarımız: Selin Ekim, Üç Üzüm, Bir Hikaye: Champagne

Hemen her şarap eğitiminde altı çizilen bir cümle vardır: “Her şampanya köpüren şaraptır, fakat her köpüren şarap şampanya değildir”

Konuyu en basit ve en akılda kalıcı şekilde özetleyen bu cümleyi ben de çok severim. Kiralık arabamın direksiyonunda, yanımda önceden aldığım notlarım, haritalar, broşürler, adresler ve radyoda çalan sözlerini anlamadığım bir şarkıyla “Route touristique du Champagne” de ilerlerken bu cümle kafamda dolaştı durdu. “Her köpüren şarap şampanya değildir”

Champagne Bölgesi Fransa’nın kuzey doğusunda, başkent Paris’ e 160 km uzaklıkta yer alıyor. Bölgeyle aynı ismi taşıyan, beyaz ve pembe köpüren şarap “şampanya”, sadece burada yetiştirilen Pinot Noir, Pinot Menuer ve Chardonnay üzümlerinden, klasik metotlarla üretiliyor. Bu bölgede pek çok şampanya üretici olmakla birlikte, belki de şampanya denildiğinde akıllara ilk önce Moët & Chandon, Mercier, Mumm ve Taittinger geliyor.

Ben de Champagne bölgesi gezimde bu dört üreticinin masal şatolarını andıran “Champagne House”larını ziyaret etme fırsatı buldum. Her üretici önceden rezervasyon yapmak şartıyla, kendi rehberleriyle birlikte bu tarih kokan yapıları, üretim tesislerini, yer altında kilometrelerce uzanan mahzenlerini gezdiriyorlar. Gezinin sonunda üreticinin önde gelen şampanyalarını ve “vintage”larını tadarak turunuzu tamamlıyorsunuz. Bağda üzümlere dokunarak başladığınız bu birkaç saatlik yolculuk kadehinizi yudumlarken sonlanıyor. Rehberi dinlerken, nemli, serin ve loş mahzende saatlerce gezip, yüzyılların kokusunu ciğerlerinize çekerken kadehinizdeki o köpüklü içeceğin sadece bir şarap olmadığını; bir toplumun tarihinin, kültürünün, yaşamının önemli bir parçası olduğunu anlıyorsunuz.

Bölgenin en önemli iki şehri Reims ve Épernay sadece şampanya üreticileri ile değil tarihi, mimarisi, sanatı ve mutfağıyla da ilgi çekiyor. Reims şehrinin en önemli yapısı kuşkusuz Reims Katedrali. 1825 yılına kadar neredeyse bin yıl boyunca tüm Fransız kralları bu katedralde taç giymiş. Taç giyme törenlerinde, yeni kral için kaldırılan kadehlerde elbette şampanya olurmuş. İşte bu yüzden şampanyaya “Kralların içkisi, içkilerin kralı” denmiş.

Katedralin hemen yakınındaki opera binası, meydan ve buraları çevreleyen sokaklar günün her saati hareketli. Özellikle noel zamanı kurulan pazarda sıcak şarap eşliğinde gezip, yerel lezzetlerden tatmak ayrıca keyifli.

Champagne Bölgesi şampanyaları kadar yemekleri ve biralarıyla da dikkatleri çekiyor. İnek sütünden üretilen peynir “Langres”, gül aromalı kurabiye “Biscuits de Reims” ve Flaman usulü ağır ateşte soğan ve birada pişen “Carbonnade de boeuf” kaçırılmaması gereken yiyeceklerin başında geliyor.

Üretimi hassasiyet ve titizlik gerektiren, birçok inceliği olan, üretim süreci boyunca el emeği gerektiren, mahzende en az 4-5 sene geçiren, bu değerli şarabı yere göğe fışkırtmak kabul ise edilemez. Son olarak siz siz olun, ne kadar büyük bir zafer kazanırsanız kazanın, asla şampanya şişesini sallayıp patlatmayın.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

18 Yaşından büyük olduğunuzu teyit etmek için lütfen doğum tarihinizi girin.

- -


“Türkiye’de son yıllarda hızla gelişen turizm ve gastronomi sektörüne hizmet vermek amacıyla hayata geçen International Wine and Spirits Academy (IWSA) bir Mey/Diageo Türkiye kuruluşudur.

Alkollü içecekler sektörü çalışanlarının kariyer ve kişisel gelişim yolculuklarında profesyonel başarı için öncü bir kuruluş olmayı hedefleyen IWSA Fermente ve distile içecekler hakkında aranılan her türlü bilginin bulunabileceği bir eğitim ve uygulama merkezi olarak Türkiye gastronomi sektörü için büyük bir açığı da kapamayı hedeflemektedir.”